top of page

Yaşlılık ve Yalnızlık

Güncelleme tarihi: 3 Oca

Günümüzde dünya nüfusu hiç olmadığı kadar hızlı yaşlanıyor. Tıp alanındaki gelişmeler,

bulaşıcı hastalıklardaki azalma, yaşam süresinin uzaması ve genel refah seviyesindeki artış, yaşlı nüfusun oranını her geçen yıl büyütüyor. Bugün dünya nüfusunun %9,1’i 65 yaş ve üzerindeki bireylerden oluşuyor; bu oran birçok toplum için hem sosyal hem ekonomik

açıdan yeni bir dönemin habercisi.

Benzer eğilim İsviçre için de geçerli. Ülkede 65–79 yaş grubu nüfusun %13,8’ini, 85 yaş

üzeri bireyler ise %5,8’ini oluşturuyor . Toplamda 65 yaş üzerindeki kişiler, İsviçre nüfusunun yaklaşık %19,6’sını meydana getiriyor. Bu oran, İsviçre’nin demografik yapısının ilerleyen yıllarda daha da yaşlanacağına işaret ederken, yaşlı bireylerin yaşam kalitesi ve sosyal katılımı konusunda yeni sorumlulukları da beraberinde getiriyor.

Yaşlılık dönemi, yalnızca biyolojik değişimlerin değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve

duygusal dönüşümlerin yaşandığı bir süreçtir. Yaşla birlikte işlevsellikteki azalma, kronik

hastalıklar, duyusal kayıplar ve sosyal rollerin daralması, bireyin çevresine olan bağımlılığını artırır ve yalnızlık hissini kuvvetlendirebilir. Nitekim literatürde yaşlı bireylerin yaşam doyumunun düştüğü, yalnızlık ve sosyal izolasyonun ise arttığı sıkça vurgulanmaktadır. Bu çerçevede yalnızlık, yaşlılıkla sıkı biçimde bağlantılı olan ve hem bireysel hem toplumsal düzeyde derin etkiler oluşturan önemli bir olgudur. İsviçre’de de son yıllarda bu konu daha görünür hale gelmiş; özellikle 85 yaş üzerindeki bireylerde yalnızlık oranlarının yüksekliği, sosyal politikaların ve gönüllülük faaliyetlerinin önemini artırmıştır.Yaşlılık döneminde en sık karşılaşılan sorunlardan ikisi yalnızlık ve sosyal izolasyondur. Bu kavramlar çoğu zaman birbiri yerine kullanılsa da aslında farklı anlamlara gelir ve birbirinden bağımsız etkilere sahiptir.


OPUS’ta yayınlanan makalede sosyal izolasyon, bireyin sosyal bağlarının zayıflaması, sosyal temasın azalması ve ait olma duygusunun kaybedilmesi biçiminde tanımlanır.

Yalnızlık ise daha öznel bir deneyimdir. Peplau ve Perlman’ın (1982) yalnızlığı, bireyin arzu ettiği sosyal ilişki ile sahip olduğu ilişki arasındaki “uyumsuzluğun ortaya çıkardığı öznel sıkıntı” olarak açıklarlar.

Yalnızlığın yapısını daha ayrıntılı ele alan Weiss (1973) , iki tür yalnızlık olduğunu belirtir:

Sosyal yalnızlık: Sosyal ağdaki eksiklik, kişinin bir grubun parçası olduğunu hissetmemesi.

Duygusal yalnızlık: Yakın bir bağın, duygusal desteğin ya da güven duygusunun eksikliği.

Bu ayrım, yaşlılık döneminde ortaya çıkan duygusal ihtiyaçları anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle yalnızlık, yalnızca bireyin ruhsal durumunu değil; aynı zamanda fiziksel sağlığını, sosyal işlevselliğini ve yaşam kalitesini etkileyen çok yönlü bir kavramdır. Yaşlı bireylerde ortaya çıkışı, yalnızca azalan sosyal çevreden değil; aynı zamanda duygusal ihtiyaçların karşılanmamasından, yaşam rollerindeki

değişimlerden ve bağımlılık algısından da kaynaklanır.

Bu nedenle yalnızlık, yalnızca bireyin ruhsal durumunu değil; aynı zamanda fiziksel sağlığını, sosyal işlevselliğini ve yaşam kalitesini etkileyen çok yönlü bir kavramdır. Yaşlı bireylerde ortaya çıkışı, yalnızca azalan sosyal çevreden değil; aynı zamanda duygusal ihtiyaçların karşılanmamasından, yaşam rollerindeki değişimlerden ve bağımlılık algısından da kaynaklanır.İsviçre’de Yalnızlık Verileri İsviçre’de yaşlı nüfusun genel yapısı incelendiğinde, yalnızlığın özellikle ileri yaşlarda belirgin bir toplumsal sorun haline geldiği görülmektedir. Pro Senectute’nin yaptığı Altersmonitor araştırmasına göre, yalnızlık yaşla birlikte keskin biçimde artmaktadır ve en kırılgan grubu özellikle 85 yaş üzerindeki bireyler oluşturmaktadır.

Verilere göre:

  • 65–74 yaş arası bireylerin %24’ü,

  • 75–84 yaş arası bireylerin %25’i,

  • 85 yaş üzerindeki bireylerin ise %37’si yalnızlık yaşamaktadır.

Bu bulgular, 85 yaş üstü grubunda yalnızlığın neredeyse her üç kişiden birini etkilediğini göstermektedir. Sayısal olarak bakıldığında, İsviçre’de yaklaşık 90.000 kişi 85 yaşın üzerinde olup düzenli yalnızlık hissi yaşamaktadır. Bu durum, ülkenin en yaşlı bireylerinin hem sosyal hem duygusal açıdan büyük bir risk altında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yalnızlığın ileri yaşlarda artmasının çeşitli nedenleri vardır. Bu yaş grubundaki bireyler genellikle eşlerini, yakın akrabalarını veya uzun yıllar hayatlarında yer alan arkadaşlarını kaybetmekte; buna bağlı olarak sosyal ağları giderek daralmaktadır. Sağlık sorunları, kronik hastalıklar ve hareket kabiliyetindeki azalma ise sosyal ilişkilere katılımı zorlaştırarak yalnızlık riskini daha da yükseltmektedir.

Bununla birlikte Pro Senectute’nin dikkat çektiği önemli bir nokta daha vardır:

Hochaltrige, yani 85 yaşın üzerindeki bireyler, yalnızlıkla en çok karşılaşan grup olmalarına rağmen yardım hizmetlerine ulaşması en zor olan gruptur. Mobilitenin azalması, dijital araçlara sınırlı erişim, dış dünyayla iletişimde yaşanan güçlükler ve “başkalarına yük olmak istememe” tutumu, bu kişilerin destek almalarını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle İsviçre’de yalnızlık sadece bir duygu durumu değil, nüfusun ileri yaş katmanlarında giderek derinleşen bir toplumsal kırılganlık alanı olarak görülmektedir.


Yalnızlığın Nedenleri ve Sağlık Üzerindeki Etkileri


İsviçre’de ileri yaşlardaki yalnızlığın kökleri, hem biyolojik hem psikolojik hem de sosyal değişimlerin birleşiminden oluşuyor. Yaş arttıkça sosyal çevre daralmakta, işlevsellik azalmakta ve bireylerin dış dünya ile bağlantıları zayıflamaktadır. Bu durum yalnızlığın hem nedeni hem de sonucudur. Yaşlı bireylerde yalnızlığı tetikleyen en önemli etmenlerden biri yakın çevrenin kaybıdır. Eşlerin veya uzun yıllar hayatında yer alan arkadaşların vefatı, bireyin sosyal ağını dramatik biçimde küçültür. Weiss’in sosyal ve duygusal yalnızlık ayrımında belirttiği gibi, hem “bir gruba ait olma” hissi azalır hem de “yakın duygusal bağ” eksilir — bu ikisi bir araya geldiğinde yalnızlık derinleşir.Araştırmalar, yalnızlığı artıran diğer önemli faktörlerin kronik hastalıklar, fiziksel sınırlılıklar, duyusal kayıplar ve hareket kabiliyetinin azalması olduğunu göstermektedir. Edelbrock ve çalışma arkadaşları (2001) , özellikle sağlık sorunları, iletişim zorlukları ve bir bakıcıya ihtiyaç duyma gibi durumların sosyal izolasyonla güçlü biçimde ilişkili olduğunu vurgular. Bu bulgu, İsviçre’de 85 yaş ve üzerindeki bireylerin neden hem en yalnız hem de hizmetlere en zor ulaşan grup olduğunu açıklamaktadır. Yalnızlık sadece bir duygu durumu değildir; sağlık için ciddi bir risk faktörüdür. Cacioppo (2014) yalnızlığın stres düzeylerini artırdığını, bağışıklık sistemini zayıflattığını ve depresyonla yakından ilişkili olduğunu belirtir. Shankar ve ekibi (2013) ise yalnızlık yaşayan yaşlı bireylerin dört yıl içinde daha belirgin bilişsel gerileme gösterdiğini ortaya koymuştur. Holt-Lunstad’ın çalışmalarında sosyal ilişkilerin sağlık üzerindeki etkisi, sigara veya obezite kadar güçlü bir belirleyici olarak tanımlanmıştır. Yalnızlığın sonuçları yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de hissedilir. Sosyal izolasyon arttığında yaşlı bireylerin sağlık hizmeti ihtiyacı yükselir, bakım gereksinimleri çeşitlenir ve toplumun dayanışma kapasitesi sınanmaya başlar. Tam da bu nedenle İsviçre’de yalnızlık, yalnızca psikolojik bir durum olarak değil, giderek büyüyen bir toplumsal kırılganlık ve halk sağlığı meselesi olarak değerlendirilmektedir.


İsviçre’de Yalnızlıkla Mücadele:

Toplumsal Modeller ve Gönüllülüğün Kritik Rolü

İsviçre’deki yaşlı bakım politikaları ve yerel topluluk yapıları, uzun yıllardır “mahallî dayanışma” ve “yerinde yaşlanma” prensiplerine dayanır. Bu yaklaşım, yaşlıların kendi evlerinde, tanıdık çevrelerinde ve sosyal bağları kopmadan yaşamlarını sürdürmelerini hedefler.

Bu bağlamda çeşitli kantonlar ve yerel kurumlar tarafından desteklenen hizmetler üç ana başlıkta toplanabilir:


1) Evde Destek ve Günlük Yaşam Yardımı

İleri yaşlarda hareket kabiliyeti azaldığında, ev içi destek hizmetleri yaşlı bireylerin sosyal hayata bağlı kalmasında önemli bir rol oynar. Hafif ev işleri, yemek hazırlama, alışverişte eşlik etme gibi hizmetler, yaşlının günlük yaşamını kolaylaştırmanın yanında düzenli sosyal temas fırsatları sağlar. Bu temaslar, Weiss’in belirttiği duygusal ve sosyal yalnızlık ayrımında özellikle “sosyal bağlılık” ihtiyacını destekler.


2) Sosyal Katılımı Artırmaya Yönelik Topluluk Temelli Modeller

Birçok İsviçre belediyesi, yaşlı bireylerin mahalle içinde aktif kalmasını sağlayan etkinlikler, kurslar, yürüyüş grupları ve topluluk merkezleri organize eder. Bu programlar, Peplau ve Perlman’ın “arzulanan ilişki ile mevcut ilişki arasındaki uyumsuzluk” modelinde ifade edilen yalnızlık boşluğunu doldurmayı amaçlar.


3) Ziyaret Programları ve Sosyal Temasın Korunması

Fiziksel veya duygusal nedenlerle sosyal çevresi daralan bireyler için düzenli ziyaret programları büyük önem taşır. Bu tür temaslar; sohbet etme, birlikte yürüyüşe çıkma, kitap okuma gibi basit ama etkili etkileşimler üzerinden yürütülür. Araştırmalar, sosyal ilişkilerin sağlığı koruyucu etkisinin (Holt-Lunstad ve Smith) yalnızlıkla mücadelede kritik olduğunu göstermektedir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page